28 Ekim 2015 Çarşamba

Neden?

Bugün aklıma takılan sorunlardan biri de şu oldu:
Neden kalpleri kırıyoruz?
Daha doğrusu kalp kırgınlığı nedir, nasıl oluşur, neler hissettirir vs.

Normal şartlar altında herhangi sıradan birinden duyacağınız bir cümle umrunuzda olmazken önemli atfettiğiniz biri tarafından aynı cümle kurulduğunda kalbiniz kırılır. Bu net bir durum. hemen hemen herkesin başına gelmiş olması kuvvetle muhtemeldir. Ancak benim sorum şu: NEDEN?

Yani; bu beynimizle ilgili bir durum mudur yoksa işin içinde başkaca bağlantılar da mevcut mudur?


Gelelim bir başka soruna: Tembellik nedir, nasıl oluşur?

Bu konuda kendini bilmez insanların hadlerini aşarak insanlara yüklediği bu sıfat onların bunu hak etmiyorlarsa kalplerini muhakkak ki kıracaktır. 
Tembellik : kişinin üzerine düşen görevi yapmaması değil midir? 
Peki bu kişinin üzerine düşen görevi kim belirler yani kime göre bu iş bir görevdir.

Herkesin hayatında kendine has bir düzen ve alışkanlıklar mevcut olduğuna göre ben kafama göre birisine gidip ben şu işi şu şekilde her gün yapıyorum sen yapmıyorsun diyerek karşımdakini suçlama ve aşağılama hakkına sahip miyim?

Bana göre tabi ki kimse böyle bir hakka sahip değilidir. Herkesin hayatında kendine ait alışkanlıkları ve düzeni olduğuna göre diğer kimseler sadece saygı duymakla yetinmelilerdir. Saygının bittiği yerde saldırılar başlar ki bu saldırıdan kastım sadece fiziksel saldırı değil, sözel saldırılar da dahildir.

Bu şekilde yapılan saldırılar da modern toplum bireylerine yakışmamakla birlikte  yaşadığımız yüzyılda yeri de olmamalıdır. 

Ancak her çağda olduğu gibi bizim çağımızda da insanlar hadsiz ve kişisel farklara saygısız olduğu için karşıdakinin duygularını, haklarını, düşüncelerini umursamadan hayatlarına bir şekilde olumsuz etki yapmayı başarmakta ve günlük rutin mutluluk seviyesini düşürmektedirler. 

Umarım gelecek nesiller buna karşı duracak ve insanların mutlu olmasını umursayacaktır.

14 Ekim 2015 Çarşamba

Eğitim-Öğretim Üzerine


Eğitim meselesi insanoğlunun en gözde ve incelenen konularından biri. Kişisel varlığını keşfeden insan daha sonra kendi öğrendiklerini programlı olarak ya da basit bir şekilde başkalarına öğretmeye adamış gibi kendini. Bu adanmışlık uğruna canını veren bile var...

Misal en ünlü eğitimcilerin hayatı hep hüzünlü deneyimlerle dolu. Ancak bu insanların günümüzdeki şöhretlerini yakalamaları da yine bu hüzün dolu deneyimlere boyun eğmeyişlerinden kaynaklanıyor. Modern kent yaşamı insanına çok da basit gibi görünen bazı şeylerin icadı ve öğretimi ise oldukça meşakkatli bir geçmişe sahip. Aklıma gelen bir örnekle başlarsak; kağıt

Kağıt dediğimiz şey bizim için elimizin altında daima bulunan, kullanımı çeşitli ve oldukça pratik, aynı zamanda bir o kadar da ucuz olan bir ürün. Peki bu kadar kullanışlı ve rahat bulunan bir maddenin ilk olarak tarih sayfalarına düşüşünü hatırlayalım. Oldukça zor ve uzun bir yolculuğu var. Bunları hepimiz biliyoruz. Taşları, ağaç yapraklarını kağıt niyetine kullanan insanoğlu en nihayetinde günümüz kağıt formunu bulur ve seri üretim devam eder. 

Neyse biz konumuzu çok saptırmayalım..

Peki bu kağıt uğruna harcanan emekler ve onun bir diğerine öğretimi süreci nasıldır?

Bunu elbette anca yaşayan bilir fakat insanın insana verdiği eğitim yeryüzündeki en kutsal şeydir. Medeniyetler tarihini oluşturan, tarımdan sanayiye kadar her alanda temel alınan şey eğitimdir. Ben bunun tartışılmasını bile kabul edemem (zaten bana bu konuda fikir soran olacağını da zannetmiyorum ya neyse)

Bu sebepten dolayı eğitimi veren insanların toplumun en kutsal bireyleri olduğu kanaatindeyim. Bu eğitim hangi alanda olursa olsun fark etmez. Akademik eğitim, meslek eğitimi, bilim-sanat eğitimi, kültürel eğitim, din eğitimi vs. Tüm bu alanların ve daha sayamadığım nice alanın eğitimde çalışan ve işini layıkıyla yapmakta olan insanların hak ettikleri değeri toplum içinde göremiyor olmaları bence fazlasıyla trajik bir konu. 


Malesef ülkemizde bir meslek alanı popüler olmadığı sürece değer verilmeye de layık görülmüyor. Benim gözümde basit bir futbolcu olan insanın aptalca bir söylemi, değerli bir öğretmenin söyleminden daha çok gündemi işgal ediyorsa burada bir yerlerde büyük bir sıkıntı olduğunu belirtmeden edemem. 


Günümüzde bu durumun oluşmasının temel sebebinin de medya olduğunu düşünüyorum. Medya okuryazarlığı konusu vasatın çok çok altında ve insanlar bu konuda kendilerini geliştirmeye ve öğrenmeye hiç de açık değiller. 

Bu konuya ziyadesiyle üzülüyorum...

Tartışmaya belki de çok açık bir konu bu fakat diyeceklerime burada ara vererek belki başka konularda da bu duruma değinebilirim. 

Saygılarımla :)