15 Temmuz 2016 Cuma

SU VE TOPRAK - BUKET UZUNER

     

     Bu roman en hızlı okuduğum romanlardan biri oldu. Bunda; konusunu merakla beklediğim bir kitap olması da çok etkili tabii. Mitoloji benim her zaman çok ilgi duyduğum bir konu ancak Türk mitolojisiyle çok da ilgilenmezken serinin ilk kitabı olan Su birden bambaşka bir kapı açıverdi bana. Yazarın "Su" kitabını da merakla bir çırpıda bitirmiştim ve Toprak kitabını heyecanla beklemeye başlamıştım.

Serinin ikinci kitabı olan Toprak Hititlere başkentlik yapmış Hattuşa'da yani günümüz Çorum'unda geçiyor.  Çorum'un da tanıtımını yapan roman bize Yazılıkaya ören yerini merak ettiriyor ve gitme isteği uyandırıyor.  Ayrıca Çorum'un tarihi ve kültürel geçmişi hakkında da detaylı bilgi veriyor. Hatta bazı noktalarda bu fazla bilginin kitaba aşırı didaktik bir hava verdiğini düşünüyorum.  Kendimi kitabın bazı noktalarında roman değil de tanıtım kitabı okur gibi hissettim.  Zaten yazar o kadar derin bir araştırma sonucu yazmış ki kitap tez-roman karışımı güzellikte olmuş diye düşünüyorum.

Kitaptaki karakterlerden bazıları biraz ütopik olmuş bence. Özellikle valiye atfedilen özellikler günümüz Türkiyesi valilerinden oldukça uzak diye düşünmekteyim. Bence yazar vali karakterinde mümkün olduğunca kendi düşüncelerini aktarmış.  Bazı noktalarda taşlar gediğine otururken bu eleştirel kısımların biraz fazla kaçtığını da söylemeden geçemeyeceğim.

En nihayetinde yine tarihin, kültürün,  mitolojinin gölgesinde su gibi akıp giden ve Toprak kadar doyurucu bir kitap oldu benim için.

7 Temmuz 2016 Perşembe

Ben, Kendim ve Şahsım adına...

 2016 yılının temmuz ayında bir gece ben bu yazıyı yazma ihtiyacı hissediyorum; çünkü hayatımda yepyeni bir temizlik ihtiyacı duyuyorum.  "İnsan temizliği"

Evet evet insan temizliği.  Kalbi kara,  düşünceleri pislik dolu olanları ;  yaşını almış olup karakterini oluşturamayanı düşünce sınırlarımdan çıkarıyorum.

 Her insan hata yapabilir ancak...

Yoo yooo bu cümleyi kuramam :)

Nevi şahsıma münhasır cümleler benimle devam etmeli.


Hayat bana yepyeni sayfalar vermişken ben bunu en güzel biçimde değerlendirmeliyim.

Her hata bir tecrübe,  heybemde güzel tecrübelerle yoluma devam edeceğim.  Hatalarımın bana yepyeni fikirler kazandıracağını bileceğim, geleceğe bakışım umut dolu olacak!




15 Haziran 2016 Çarşamba

KIRMIZI PAZARTESİ- GABRİEL GARCİA MARQUEZ



1982 Nobel Edebiyat Ödülü almış, bir solukta okunabilen
 ama insanın içini acıtan harika bir eser. 

İnsanı düşünmeye sevk eden çok ince cümleler barındırıyor.


1981den 2016ya aslında pek de bir şeyin değişmediğini,
 insanoğlunun çirkin yüzünün hep aynı olduğunu yüzümüze vuruyor.

Önyargının dünyanın merkezini değiştirecek güce sahip olduğunu anlatıyor yazar "Bana bir önyargı verin dünyayı yerinden oynatayım" cümlesiyle. 

Peki nasıl oluyor da bir cinayetin işleneceğini o kasabadaki herkesin bilmesine rağmen bunu hiç kimse engel olmaya bile çalışmıyor? 

Düşünün bir kere; aynı yerde yaşadığınız, akrabanız, komşunuz o sabah öldürülecek ve siz buna karşı kesinlikle kayıtsız kalmayı tercih edip onun göz göre göre ölüme gitmesini izleyebiliyorsunuz. 

Aslında yazar  içimizde bulunan en ilkel yanımızı yüzümüze vuruyor bu eserde.
 Bizim de Santiago Nasar'ın ölümüne (cinayetine) karşı kayıtsızlığımızla bizi baş başa bırakıp kitaba son veriyor. 

Beni etkileyen kısımlardan biri de namus cinayeti adı altında işlenen bir cinayete karşın ortada bir kanıt olmamasına rağmen tüm herkesin ortak bir tavır sergileyebilmesi. Gerçekten şaşırtıcı bir realite.


Kitabın vurucu girişi de kitabın tamamı kadar dokunaklı:


"Aşk avına çıkmak,
şahinle avlanmak gibidir."
GIL VICENTE




9 Haziran 2016 Perşembe

8. KADIKÖY KİTAP GÜNLERİ





                 Geçtiğimiz hafta Kadıköy'de harika bir organizasyon yapıldı. Kadıköy Belediyesinin ev sahipliğini yaptığı ve 8.si düzenlenen "Kitap Günleri" gerçekleştirildi. Haydarpaşa Garının müthiş atmosferinde yapılan organizasyona onlarca yayınevi katıldı. Ben de mutluluktan uçarak gittim :) 


   Anadolu yakasında oturanların anlayabileceğini düşündüğüm "Tüyap Kitap Fuarına Gidememe Sendromu" kısaca TKFGS dediğimiz olaydan ötürü kitap fuarına hasret kalmış bünyeme ilaç gibi geldi :)  Hele ki eski tren vagonlarının arasında kurulmuş olan standlardan alışveriş yaparken bir yandan vagonları göz ucuyla kesmek muhteşem bir duyguydu. Normal şartlar altında giremediğimiz vagonlara girip üstüne bir de orada kitap okuma duygusu deyip devamını size bırakıyorum .  



  Şu yayınevine gideyim, şu kitabı da alayım, aman şunu da ne zamandır arıyordumlarla geçen saatler ve sonunda çayımızı alıp gar merdivenlerine oturup insanları izleme keyfi gerçekten ruhsal olarak doyum sağlamamıza neden oldu. 



Yayınevlerinin de her birinde süper indirimlerle ve kendimi daha fazla almama konusunda durdurma çabalarım sonucu birkaç kitap alıp oradan ayrıldım. 


ve tabi tadı damağımda kalarak...


 




Benim tercihlerim de bu kitaplar oldu, tabi ki aklım geride kalan alamadığım kitaplarda kaldı.







17 Mayıs 2016 Salı




"Amin Maalouf "  Edebiyatı


Son zamanlarda hayranlıkla okuduğum bir yazar Maalouf.
 Okurken gerçekten keyif aldığım ve bambaşka dünyalara çekip götürebilen edebi bir deha.
 İlk olarak Semerkant'la tanıştım onunla.
 Daha kitabın en başlarında şaşırdım ve kalbimin nasıl daha hızlı attığını fark ettim.
 Peki onu bende böylesine değerli bir yere getiren neydi?
 Kesinlikle dili kullanmadaki müthiş zekasıydı. 
Kelimeleri öyle yerli yerinde kullanıyordu ki cümleleri tekrar tekrar okuyordum o doyumu daha uzun yaşayabilmek için.
 Bir Ömer Hayyam'ın kalbi oluveriyordunuz bir Hasan Sabbah'ın içindeki şeytan. 
Rubailerle alıp götürüveriyordu başka alemlere.
 Ayrıca yazar orta doğuya o kadar hakimdi ki içinizdeki sesin sizi Semerkant şehrine çağırışına kitabı bitirseniz de uzun bir süre katlanmanız gerekiyordu.
 Kitap bittiğinde ise cevapsız kalan bir sürü soruyla başbaşa
 "eee peki sonra neler olmuş onlara"
 diye aklınızın içindeki soru gün yüzüne çıkıveriyordu.
 Hasan Sabbah'ın Alamut kalesindeki muhteşem zekasıyla yarattığı aykırı dünyayı daha detaylı merak ettiğim için bu kitabın peşine hemen Wladimir Bartol'den "Fedailerin Kalesi Alamut" kitabını okudum. 
Çünkü Maalouf ağzımıza bu maceranın balını çalmış ve gitmişti. 

Şu anda ise Amin Maalouf'un "Doğunun Limanları" kitabını okuyorum.
 O da Semerkant gibi müthiş bir edebiyat ürünü.
 İlgimi çeken yönü ise yazarın yine avrupa-ortadoğu ekseninde tarih bilgisi. 
Osmanlı şehzadesinin hanedandan uzak bambaşka hayatı, kuşaklararası aktarımın gücü, İkinci Dünya savaşının arka sayfalarındaki direniş...

Sanırım bendeki bu Maalouf sevgisi tüm kitaplarını defalarca okutturacak güçte .  

Amin Maalouf gücü adına :)