"Amin Maalouf " Edebiyatı
Son zamanlarda hayranlıkla okuduğum bir yazar Maalouf.
Okurken gerçekten keyif aldığım ve bambaşka dünyalara çekip götürebilen edebi bir deha.
İlk olarak Semerkant'la tanıştım onunla.
Daha kitabın en başlarında şaşırdım ve kalbimin nasıl daha hızlı attığını fark ettim.
Peki onu bende böylesine değerli bir yere getiren neydi?
Kesinlikle dili kullanmadaki müthiş zekasıydı.
Kelimeleri öyle yerli yerinde kullanıyordu ki cümleleri tekrar tekrar okuyordum o doyumu daha uzun yaşayabilmek için.
Bir Ömer Hayyam'ın kalbi oluveriyordunuz bir Hasan Sabbah'ın içindeki şeytan.
Rubailerle alıp götürüveriyordu başka alemlere.
Ayrıca yazar orta doğuya o kadar hakimdi ki içinizdeki sesin sizi Semerkant şehrine çağırışına kitabı bitirseniz de uzun bir süre katlanmanız gerekiyordu.
Kitap bittiğinde ise cevapsız kalan bir sürü soruyla başbaşa
"eee peki sonra neler olmuş onlara"
diye aklınızın içindeki soru gün yüzüne çıkıveriyordu.
Hasan Sabbah'ın Alamut kalesindeki muhteşem zekasıyla yarattığı aykırı dünyayı daha detaylı merak ettiğim için bu kitabın peşine hemen Wladimir Bartol'den "Fedailerin Kalesi Alamut" kitabını okudum.
Çünkü Maalouf ağzımıza bu maceranın balını çalmış ve gitmişti.
Şu anda ise Amin Maalouf'un "Doğunun Limanları" kitabını okuyorum.
O da Semerkant gibi müthiş bir edebiyat ürünü.
İlgimi çeken yönü ise yazarın yine avrupa-ortadoğu ekseninde tarih bilgisi.
Osmanlı şehzadesinin hanedandan uzak bambaşka hayatı, kuşaklararası aktarımın gücü, İkinci Dünya savaşının arka sayfalarındaki direniş...
Sanırım bendeki bu Maalouf sevgisi tüm kitaplarını defalarca okutturacak güçte .

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder